Check nearby libraries
Buy this book
Kitap; Efe Aydal’ın 2000’in başlarındaki halini değil, aynı zamanda ülkenin de halini anlatıyor. Bu kitaptan seçtiğim hikayeleri Youtube’da seslendirirken birçok şeyin farkına vardım. O zamanlar hikayelerde rahatlıkla tabu yıkabiliyorduk, şimdiyse herkes aşırı duyarlı oldu. O yüzden bu kitaptaki çoğu hikaye bugün yazılsa oldukça tepki toplar. Bunun haricinde bazı yerleri değiştirerek kitabı daha iyi hale getirdim.
Hikayelerden bazıları öncekilerin devamı olduğundan daha iyi anlayabilmeniz için kitaptaki sırasına göre okuyun.
“Bok” hikayesini yazdığımda İzmir’de İZBAN yoktu ama hep sahilden giden bir tren hayal etmiştim. Bu hayal kısmen de olsa gerçekleşmiş oldu. Ayrıca bu hikaye, gördüğüm bir kabustan esinlenilerek yazıldı.
“Tacizci Malik” hikayesini gerçek birinden esinlenerek yazmıştım. İnsan ötesi bir çığlığı olan aşırı agresif bir kadın tanıyorduk. Gerçekten de onun “sıra dışı” olabileceğini düşünüyordum.
“2mizden 1i” ve “Kavanoz” hikayelerinin 2007’de kısa filmlerini çekmiştik. O zamanki amatörlüğümüzü görmek için filmlere bakabilirsiniz. Hikayeler tabi ki filmlerden daha geniş kapsamlı.
Hikayelerden (sürpriz) birkaç tanesinin cinlerle ilgili olduğunu göreceksiniz. Bunları yazdığımda ortada henüz cin filmi furyası yoktu. Her ne kadar bu hikayelerin filmlerini çekmeyi hayal etsem de, “cinli film” etiketi yemesinden korkuyorum.
Sanırım en zor anlaşılan hikayem “Tuvaletli Otobüs”. “Bu ne yaaa” demeden önce bir kere daha okumanızı tavsiye ederim. Olayın bir açıklaması var ama açıklayıp tadını kaçırmayacağım.
Kitaptaki en garip bulduğum olay ise, 2005 yılında hikayelerden (sürpriz) birinin konusuna aşırı benzeyen bir film çekildi. Öyle ki, film eğer yerli olsaydı “benden aşırmışlar” derdim. Daha da ilginci, bu filmden birkaç sene sonra da filmdeki olay gerçekten yaşandı. Bakalım hangi hikaye olduğunu bulabilecek misiniz.
Check nearby libraries
Buy this book
People
Efe Aydal| Edition | Availability |
|---|---|
| 1 |
aaaa
|
Book Details
Edition Identifiers
Work Identifiers
Excerpts
için o kadar çocuğu sadece okul teneffüslerinde toplayabilirdik. Sekizer onar kişilik iki grup
karşılıklı geçer, her grup el ele tutuşup bir zincir oluşturur. Sonra da bir grup diğerine bağırır:
“Mor menekşe menekşe, bizden size kim düşe?” Diğer grup da soruyu soran gruptan bir isim
seçer. Oyunun amacı biraz vahşidir. Adı seçilen çocuk diğer gruba koşa koşa gider ve gözüne
kestirdiği bir noktadan el ele tutuşanları ayırmaya, başka bir deyişle zinciri kırmaya çalışır. Eğer
başarırsa kırdığı zincirin halkalarından birini kendi grubuna götürür. Yok eğer başaramazsa,
kendisi de o zincire katılır, dahil edilir, asimile olur...
Siz, büyük aklınızla düşündüğünüzde bu oyunun gayet sıkıcı olduğunun farkına hemen
varabilirsiniz. Çünkü bir noktadan sonra hep aynı kişilerin adı söylenmeye başlar, yani en
güçsüzlerin. Zaten o yüzden bu oyun sadece bir ilkokul oyunudur. Bir iki hafta önce, evimin
balkonunda oturmuş aşağıda oynayan çocukları seyrediyordum. Evet, benim çocukluğumun
üzerinden on küsur yıl geçti ama çocuklar hala aynı oyunları oynayıp aynı şekilde eğleniyorlar,
hatta aynı salakça sebepler yüzünden kavga ediyorlar: “Kızlar daha güzeldir bi kere!” “Hayır,
erkekler daha güçlüdür!”
Oynadıkları oyunun mor menekşe olduğunu fark edene kadar o oyunun varlığını çoktaan
unutmuştum. Kötü anılarımı tarihe gömmüştüm. Kötü anılar, çünkü ben de ‘adı devamlı
söylenen’ güçsüz çocuklardan biriydim. O kadar önemli değil mi diyorsunuz? Siz, bir çocuk için
‘güçsüz, fındık fıstık, leblebi’ sınıfına konmak ne demektir bilir misiniz? Nasıl silinmeyen bir
aşağılık kompleksi yarattığını, ve dünyayı yok etmeyi amaçlayan ruh hastalarının da böyle
çocukluklarının olduğunu? Seri katiller, tecavüzcüler, sapıklar, takım elbiseli haydutlar, dansöz
döven türkücüler, hepsinin çocukluklarına bir bakın bakalım ne bulacaksınız...
Yarım saat boyunca çocukların oyunlarını seyrettim. Tam yirmi kez aynı çocuk; bir o
Because its the best and first story of the book
için o kadar çocuğu sadece okul teneffüslerinde toplayabilirdik. Sekizer onar kişilik iki grup
karşılıklı geçer, her grup el ele tutuşup bir zincir oluşturur. Sonra da bir grup diğerine bağırır:
“Mor menekşe menekşe, bizden size kim düşe?” Diğer grup da soruyu soran gruptan bir isim
seçer. Oyunun amacı biraz vahşidir. Adı seçilen çocuk diğer gruba koşa koşa gider ve gözüne
kestirdiği bir noktadan el ele tutuşanları ayırmaya, başka bir deyişle zinciri kırmaya çalışır. Eğer
başarırsa kırdığı zincirin halkalarından birini kendi grubuna götürür. Yok eğer başaramazsa,
kendisi de o zincire katılır, dahil edilir, asimile olur...
Siz, büyük aklınızla düşündüğünüzde bu oyunun gayet sıkıcı olduğunun farkına hemen
varabilirsiniz. Çünkü bir noktadan sonra hep aynı kişilerin adı söylenmeye başlar, yani en
güçsüzlerin. Zaten o yüzden bu oyun sadece bir ilkokul oyunudur. Bir iki hafta önce, evimin
balkonunda oturmuş aşağıda oynayan çocukları seyrediyordum. Evet, benim çocukluğumun
üzerinden on küsur yıl geçti ama çocuklar hala aynı oyunları oynayıp aynı şekilde eğleniyorlar,
hatta aynı salakça sebepler yüzünden kavga ediyorlar: “Kızlar daha güzeldir bi kere!” “Hayır,
erkekler daha güçlüdür!”
Oynadıkları oyunun mor menekşe olduğunu fark edene kadar o oyunun varlığını çoktaan
unutmuştum. Kötü anılarımı tarihe gömmüştüm. Kötü anılar, çünkü ben de ‘adı devamlı
söylenen’ güçsüz çocuklardan biriydim. O kadar önemli değil mi diyorsunuz? Siz, bir çocuk için
‘güçsüz, fındık fıstık, leblebi’ sınıfına konmak ne demektir bilir misiniz? Nasıl silinmeyen bir
aşağılık kompleksi yarattığını, ve dünyayı yok etmeyi amaçlayan ruh hastalarının da böyle
çocukluklarının olduğunu? Seri katiller, tecavüzcüler, sapıklar, takım elbiseli haydutlar, dansöz
döven türkücüler, hepsinin çocukluklarına bir bakın bakalım ne bulacaksınız...
Yarım saat boyunca çocukların oyunlarını seyrettim. Tam yirmi kez aynı çocuk; bir o
Because its the best and first story of the book
Community Reviews (0)
| May 25, 2023 | Edited by Ben Napea | Added a good book of "Efe Aydal"; Turkish YouTuber |
| May 25, 2023 | Created by Ben Napea | Added new book. |

